Futbola adanmış bir ömür: Sarı Yaşar

Turgay Beşyıldız- YENİÇAĞ

Trabzonspor Kulübü’nün aldığı Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Kupası ve Türkiye Şampiyonluklarında imzası bulunan 65 yaşındaki Yaşar Alemdaroğlu, futboldan kazandıklarıyla köyü Divranos’da ki baba toprağında, ancak bu kadarını yaptırabildiği tripleks evinde ailesi ile yaşamını sürdürürken, yıllarca bordo mavi formasını giydiği kulübüne, artık altyapıda teknik adam olarak hizmet ediyor.

Trabzon merkezden araçla yola vurduğumuzda, önce Erdoğdu’ya ardından da, Atatürk Köşkü yönüne Kireçhane’ye doğru manzarayı seyrederek yol aldık. Uzun zaman olmuştu yeni adı Gölçayır’a çıkmayalı ama siz ne derseniz deyin, ben eski orijinal adını daha çok seviyorum bu köyün ‘’Divranos‘’

Divranos’a aracımızla girdikten sonra Yaşar Alemdaroğlu’nun evini sorduk, yol kenarında çimenlerin üzerinde oturmuş güneşlenip sohbet eden ve çekirdek çıtlatan çocuklara;

‘’Çocuklar Yaşar Hoca’nın evi nerede biliyor musunuz?‘’

‘’Hangisi Abi, emekli imam Yaşar Hocami? Yoksa bizum futbolcu Yaşar Hoca mi ?

‘’Evet evet o, Trabzonsporlu sarı Yaşar’ın evi.’’

‘’Haaa, bizum Yaşar Amca’yi soraysinuz, haaa andırenör olan… Abi, 300 metre daha devam edun, sari güzel bi ev önünüze çikacak 3 katli, işte orasi.‘’

Hava pırıl pırıl yaz tam gelmiş artık, etrafta meyve ağaçlarının çiçekleri açmış, bal arıları üzerlerinde vızıldayarak raks ediyor. Yaz gelince de Trabzon’un yukarı köyleri bu aylarda bir başka oluyor.

Bizi bekleyen Yaşar Hoca kapıda karşıladı, yanında genç bir dişi kurt köpeği Hera ile… Hera kurt köpeği değil adeta leopar, bıraksalar paçamıza dalacak. Güzel bir isim ama sordum ilk soruyu ‘’Hera ne demek?’’ Üniversite mezunu kızı Selime de evdeydi. Araya girdi cevapladı: ‘’Yunan antik tarihinde, annelik vasfına layık ola en iyi tanrıçanın adıdır.‘’ Selime, Spor Lisesi’nde bir öğretmenle evlendi, bir de çocuğu var. Sima olarak babasına çok benziyor.

Bağladılar ön dişleri parıldayan Hera’yı yuvasına zincirle, bizde derin bir nefes aldık.

Yaşar Alemdaroğlu yay burcu, hemen hemen burcunun tüm özelliklerini de gördüm üzerinde, özellikle tam bir beyefendi duruşu, tam bir eski Trabzon insanı örneği, görmüş geçirmiş ve zeki. Hayret ama o da bizim gibi deneyimli, emekli ama uzun süre işsizde kaldığı oldu. En son Denizlispor’un altyapısında uzun süre görev yaptıktan sonra, memleketine dönmüştü. Gerçi onun Trabzon’a döndüğünden, kimsenin doğru dürüst haberi bile yoktu, geldiği ilk zamanlarda.

Üstelik dayıları da Trabzonspor’un şampiyonluklarına imza atmış isimler; sol açık Mehmet Cemil Altın ve santrafor yan kafa Selahattin Altın. Trabzonspor dergisinin daha önceki sayılarında her ikisinin de röportajı var sayfalarda… Her ikisi de yıllardır Antalya’da yaşıyor. Büyük dayısı Selahattin’in kızı Gülizar’ı almış Yaşar Hoca. Gülizar Hanım, sağ olsun ikindi vakitleriydi henüz, köy vadisi ve karşı köylere cephe manzaraya sahip balkonunda, çay eşliğinde nefis sigara börekleri pastalar hazırlamış bize, hem atıştırdık hem de röportajımıza sohbetimize devam ettik.

*

1960 İhtilali’nden iki yıl önce doğmuş soğuk bir aralık günü…

Babası, Bankalar Caddesi’nde şimdi Trabzon Müzesi olarak hizmet veren, eski Merkez Bankası’ndan emekli Mehmet Salih Amca, 89 yaşına basmış yine delikanlı gibi köyde volta vuruyor. Oğlu Yaşar’ın evinde bazen onunla yaşıyor. Bazen kızının evinde kalıyor. Bağı, bahçeyi dolaşıyor. Temiz havayı yaşlanmış ciğerlerine bir nefes de çekiyor. Annesi ise çeyrek asrı geçti 57 yaşında iken vefat etmiş. Atapark’da ki AVM’nin yapıldığı yerde eskiden var olan Tekel’den emekliymiş Muteber Hanım.

‘‘Fırsat buldukça Annemin mezarını ziyaret ederim. Yakın bize.’’ diyor Sarı Yaşar.

Trabzonspor’un Müzesi’ndeki kupaların bir kısmının altında teri, emeği ve imzası bulunan Sarı Yaşar; iki yetişkin çocuk babası, kızının yanı sıra bir de oğlu var Levent, onu da baş göz etmiş. Denizli’de öğretmen. Kızı da evlenince hanımı Gülizar ile artık bol zamanları oluyor, eskileri de yad ederek.

UEFA Pro Lisansı var. Bir ara kalçasını kırmıştı. Ameliyat olmuş sol kalçadan, yıllarca futbol oynamak o bölgede zedelenmelere sebep olmuş, rahatsızlık vermeye başlayınca da bıçak altına yatmak zorunda kalmış. Bir süre koltuk değnekleriyle dolaşmış. Düzeldikten sonra eşofmanlarını giyip, Denizli’de yarım bıraktığı işi memleketinde devam ettiriyor artık.

Alemdaroğlu, evin tek oğlu. 4 kız kardeşi var, hepsi evli. 3 tanesi Trabzon’da yaşıyor, bir tanesi ise gurbetin yolunu tutmuş ver elini Hollanda demiş, gitmiş… Yaşar, yapması gerekeni de yapmış. Baba toprağından babasıyla birlikte kız kardeşlerine de, yerlerini vermişler. Onların da bir ayağı köyde artık.

Trabzonspor tarihinin önemli oyuncularından biri olan Yaşar emekli olmuş, kendine ait evinin önünde 3 dönüm yeri var. Boş zamanlarında sebze, meyve ve çiçek dikmiş hanımıyla. Tabi emekli maaşıyla da, hayatı yaşamak bu şartlarda zor, çalışması lazım ve geçte olsa çalışmaya başladı.

Köyün manzarası mı? Sormayın gitsin ömrü uzatan cinsten. Hele de bu mevsimde; yakınlarında kara tavuklar, sakalar, cins cins kuşlar ötmüyor mu? O sesler ne be? harika ötüyorlar ağaçlara yaptıkları yuvalarından.

Trabzon’daki Dumlupınar ve Ülkü İlkokullarında okuyarak, ortaokula geçmiş Yaşar Hoca. O da benim gibi ortaokulu Cumhuriyet’te, Liseyi de tarihi bir buçuk asra dayanmış, Trabzon Lisesi’nde tamamlamış.

1977 yılında mezun olduğu Eski Trabzon Lisesi, çevre mahallerden okula gelen tüm gençlerin aynı zamanda rehabilitasyon merkezi gibiydi. Şimdi koskoca okulu Fen Lisesi yapmışlar, 2 binin üzerinde öğrencinin aynı günde eğitim ve öğretim gördüğü koca okulda, şimdi 500 kişi ya var, ya yok…. İl Milli Eğitimi’nde o zaman alınmış bir karar, fikre bak. Bir okul ve çevresindeki mahalleler de yaşayan bir gençlik, ancak böyle mahvedilir. Dileğimiz, bu tarihi okulumuzun en kısa zamanda asli sistemi olan klasik liseye dönmesidir.

Yaşar Alemdaroğlu, 18 yaşlarına kadar ailesiyle Kuzgun Dere diye bilinen Tabakhane Vadisi’ndeki şimdi ‘’Dönüşüm Projesi’’ adı altında yıkılmış ve yeşil alan olan yerleşkede, Zafer Mahallesi’nde oturmuşlar. Ardından da Avni Aker Stadyumu’nun karşısındaki eski adıyla Kabak Meydan, yeni, adıyla Kavak Meydan Mahallesi’ne taşınmışlar.

Trabzonspor’un altyapısındaki tecrübeli isimlerden biri olan 65 yaşındaki Yaşar Hoca, balkonda otururken şekersiz demli çayından bir yudum aldı, masanın üzerine biraz daha eğildi. İki kolunu masanın üstüne koydu ve 16 yıl öncesine döndü ‘’Bir gün Cumhuriyet Mahallesi’nde, Trabzonspor Kulübü’nün yıkılan eski binasının olduğu yerde, eski Ziya Bey Sahası’nın önünden geçerken, Trabzonspor Genç Takımı’nın idmanı vardı. Ben 16 yaşındaydım. Rahmetli Özkan Sümer idman yaptırıyordu. O zaman seçmeler vardı. Yanına gittim. Ben kendi jenerasyonu olduğu için tanır diye ‘’Mehmet Cemil ile Selahattin’in ( Altın ) yeğeniyim Hocam’’ dedim. ‘’ Yarın gel bir görelim seni. ’’ dedi. Yarın oldu heyecanla gittim. Benim ile aynı anda dört kişi daha seçmelere gelmiş. Çıktık genç takımla idmana 10 dakika sonra yeni gelen biz dört kişiyi yanına çağırdı, sadece bana dedi ki: ‘’ Yarın, Yavuz Selim Sahası’na gel şu saatte, diğer üç arkadaşı serbest bıraktı, gönderdi.

Ertesi gün Yavuz Selim Sahası’nda genç takım kendi arasında çift kale yapıyordu. Beni de oynattı. Çok da iyi oynadım o gün. Yaklaşık 3 yıl genç takımda forma giydim ve 18 yaşında profesyonel oldum Trabzonspor’a imza attım.’’

*

Bu arada çaylar tazelendi, manzara güzel, güneşli berrak, bulutsuz, hafiften bir rüzgar esiyor, yanaklarımıza vuruyor ve Zafanoz Köyü’ne doğru adeta kayarak iniyor. Saçları sarı olduğu için sarışın olunca, takım arkadaşları ona ‘Sarı’ lakabını taktı. Adı ‘Sarı Yaşar’ olarak kalan Yaşar Hoca, devam ediyor: ‘’Tek yıllık 75 bin liraya imza atık, 25’er bin lira 3 taksit halinde ödenecek şekilde. Zaten o zaman bize sormazlardı ki, önümüze koyarlardı sözleşmeyi imzalardık. At imza derlerdi, atardık. Karşılıklı sevgi ve saygı vardı. Para konuşması yapmazdık. Trabzonspor’u da bizi de mağdur da etmezlerdi. Şimdi öyle mi? Şu futbolcuların bu ülkeden; gelip alıp ve gittiği paralara bakıyorum da, bunu nasıl azaltabiliriz ya da bu sayıyı nasıl indirebiliriz diye düşünüyorum. Futbolcuyu yurt içinde biz bulacağız, daha yaşı küçük olanı da alıp altyapıya teslim edeceğiz. Yoksa bu ülkede, bu astronomik transferlere ‘Dur’ diyemeyiz. Ben, A takımda tam 6,5 yıl forma giydim. Üç şampiyonluk yaşadım. 2010-2011 sezonu hariç bizim son şampiyonluğumuzun yaşandığı 1983-84 sezonunun ortasında, başımızdaki teknik adamlar ‘’Gider misin? bana dediler ’’ Antalyaspor’a kiralık olarak gittim. Trabzonspor o sezon da şampiyon oldu. Antalyaspor’un ardından Kayserispor’a, daha sonra uzun yıllar kaldığım Denizlispor’a bonservisimle beraber verildim. Artık benim için uzun sürecek bir Denizli ve Denizlispor macerası başlamıştı.

Bir Fenerbahçe maçında Adanalı İsa ile girdiği bir pozisyonda sakatlanan ve ilerleyen günlerde çok sevdiği takımından ayrılmak zorunda kalan Yaşar, bu arada Trabzon Lisesi’nde iken; Liseler Arası Futbol Şampiyonası’nda önce Türkiye şampiyonu, ardından da İrlanda’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda kaçak oyuncu oynatan Nijerya’ya elenerek, 2. olduklarını hatırlattı. ‘’Hiç unutmam, o final maçının normal süresi 2-2 bitmişti. Penaltılara kalmıştık. Penaltı atışlarında atığımız golleri saymamış, iki ayrı penaltımızı bilerek tekrarlatmıştı orta hakem. Saysaydı Dünya şampiyonu bizdik. Haliyle, penaltılarla 8-7 kaybettik.‘’

Alemdaroğlu, o dönemlerde Kıbrıs Barış Harekatı’nın yapıldığı 1974 yılında ‘’Liman Şehirleri Turnuvası’nın oynandığı Belçika‘da, Trabzon Futbol Karması olarak şampiyon olduklarını da belirterek: ‘’ Giray Bulak’ta, bizim de olduğumuz o takımda stoper oynuyordu.‘‘ dedi.

Yaşar Hoca, biz sordukça o devam etti. Sormadan asla konuşmuyordu. Beyefendiliği ve ağır başlılığı örnek gösterilir cinsten idi. ‘’Denizlispor’da 7 yıl forma giydim ve o kent de tam 28 yıl kaldım. Altyapı sorumlusu olarak uzun yıllar çalıştım. Ersun Yanal, Trabzonspor’un teknik adamı olarak 3. kez görev aldığı dönemde, burada olduğumu Denizli’den döndüğümü bilmiyordu. Burada olduğumu bile ben de söylememiştim kendisine. O dönem kendisine biri benden bahsedince, Trabzon’a döndüğümü söylemiş Ersun Hoca’ya. Ersun Yanal, Denizlispor’u çalıştırırken, ben orada altyapı sorumlusuydum. Kadere bak, o dönem ikimizde Trabzon’daydık. O Trabzonspor Tesisleri’nde, ben köyümde işsiz idim… Arayıp bir kez bile bana sormamıştır, ne yapıyorsun, ne ediyorsun? Diye ama ben kendisine gönülden başarılar dilemiştim. Hatta, Mesut Bakkal’da o dönem bizimle çalışıyordu. Bir ara yine orada Giray Bulak’a 4 yıl yardımcı antrenörlük yaptım. O zamanki Süper Lig olan 1. Lig de, ligi 4. bitirdik. İlerleyen yıllarda ise bizim bölgeden bir oyuncu alınacaksa, Şenol Hoca bana telefon açıp sorardı ve söylediklerimi de çok ciddiye alır ve o şekilde karar verirdi sağ olsun. Genelde bölgemizdeki futbolcular hakkında yeterli bilgiye sahiptik. Denizlispor A Takımı’na çok adam yetiştirdim. Denizli’de yaptıklarımı Trabzon’da yapabilseydim, belki de heykelimizi dikerlerdi.’’ diyerek konuşmasına devam etti.

Denizli’de ev ve dükkanı vardı, satmış ve yaklaşık 10 yıl kadar önce Trabzon’a memleketine kesin dönüş yapmıştı. Bu süreçte; 4 yıl amatör, 15 yıl profesyonel olmak üzere 19 yıl futbol oynayan Yaşar Alemdaroğlu, 1978 yılında Ankara’da oynadıkları 13. Cumhurbaşkanlığı Kupası finalini de unutamadığını söyledi: ‘’Orta hakem Doğan Babacan’dı. Lig şampiyonu Fenerbahçe ile Türkiye Kupası’nı kazanan biz oynuyorduk. Skor 0-0 devam ederken, 53. dakikaydı sanırım. Sağaçık Necdet korneri kullandı. Kafa vurmaya giden Hüsnü’den 35-40 metre arkadaydım. Kafalardan seken top önüme düştü bir metre yükseklikten düzgün ve sert vurdum, harika bir gol oldu. Bu golle kupayı da müzemize götürmüştük. Bu golümü günün anlamı bakımından hiç ama hiç unutamam.’’

Yaşar Hoca’da anılar da çok tabi mesela ‘’Almanya’nın Mönchengladbach kentinde Trabzonspor’un genç takımı olarak finale çıkıp şampiyon olmuştuk. Finale çıkabilmek için İsviçre’nin bir takımıyla oynuyorduk. Bilirsin, Özkan Sümer Hocamız herkese bağırırdı ama o yıl bana hiç bağırmamıştı. Bu maç başladı, başlar başlamaz bana bağırmaya başladı şaşırmıştım. Ben de ilerleyen dakikalarda yine bağırma devam edince kızdım, o anda gelişine topa öyle bir vurdum ki gitti gol oldu. Ben de afalladım, arkadaşlarda.. Özkan Hocamız kenardan ne derse beğenirsiniz?‘’ Eh.. Oh be.. Bak bağırdım, bağırdım, en sonunda golü attın.’’ …Ve sahada gülüştük tabi.

Finalde, Polonya takımıyla karşılaştıklarını ve onu da yenerek Avrupa Şampiyonu olduklarını ifade eden Yaşar ‘’Bir defasında da Trabzonspor A Takımı olarak sezon başı Almanya’da hazırlık kampındayız. Polonya A Mili Takımı da orada kampta hazırlık maçı oynuyoruz. Tabut Ali (Yılmaz) bizde hücum oynuyor ama o gün kötü oynuyor. Özkan Hoca, devamlı kenardan bana durmadan bağırıyor ‘La Yaşaaaarrrr, Laa Yaşaaarr… Tabut Ali’yi tut. Tabut Ali’yi tut. Tabut’u tut.‘ Bir ara gittim Ali’nin yanına yanaştım, ya Ali az toparlan Özkan Hoca’dan devamlı fırça yiyorum senin yüzünden, bak gol yiyeceğiz. Tabi maç bu uyarılar altında 0-0 bitti. Özkan hoca maç sonrası soyunma odasında ‘Bak gördün mü, iyi ki tabut Ali,’yi tuttun, yoksa gol yiyecektik.” dedi. Tabi ardından yine gülüşmeler.

*

Gerçekleştirdiğimiz bu söyleşinin eşsiz manzarasında sona doğru yaklaşırken, güneş de yavaş yavaş dağların arkasından batıya doğru, Trabzon’un hava durumlarının en yakış şahidi olan Yoroz Burnu’na uzanmaya başlamıştı.

Son cümleleri şöyleydi: ‘’Bu takıma şampiyonluklar yaşatan rahmetli Özkan Sümer, rahmetli Ahmet Suat Özyazıcı’nın değerini biliyoruz. Şenol Güneş’in değerini yaşarken bilmek ve faydalanmak lazım. Bize doğruları, dürüstlüğü ve çalışmayı öğrettiler. Şampiyonluk yaşatan Abdullah Avcı’da artık bu kulübün tarihinde yer aldı. O da bu kulübün bir mihenk taşı oldu! Artık bende sahanın içerisindeyim, altyapıda yeni oyuncular yetiştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.’’

Sarı Yaşar, altyapı ekibinde 5 yıl önce göreve başladı. Gözlem gruplarındaki antrenörlerin eğitimi ve gözlem gruplarındaki oyunculardan sorumlu.

Biri Trabzon’da, biri Denizli’de iki torunun hasreti zaman zaman aklına vursa da, Yaşar Hoca, eşi ve kulaklarını dikmiş Hera ile bizi evinin çim avlusundan uğurlarken, biz de kendisine gerçekleştirmek istediği çalışmalar yönünde başarılar diledik.

Köyden kente, aşağıya doğru yol alıp akıp giderken, temiz doğanın kokusunu içimize çeke çeke, bir günü daha sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın, şükrünü ve keyfini de yaşadık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx